ADLİ KONUŞMACI KARŞILAŞTIRMA DAVALARINDA KANAAT BİLDİRİR BENZERLİK TERİMLERİNİN KULLANIMIYLA İLGİLİ BİLDİRİ

Giriş

Bazı kişilerin ses ve konuşma düzeni incelendiğinde, diğer konuşmacılardan ayrılamayabileceği konusunda ses ve konuşma bilimcilerin hemfikir olduğunu söyleyerek başlayabiliriz. Bu durum ideal koşullar sağlansa da; yani en yüksek kalitede kaydedilmiş, kişiye ait çok miktarda ses kaydına sahip olsak da mümkün değil. Adli davalarda birbirine benzer ses erimine sahip bireylerin ses analizlerinde büyük çapta bir ayrımın, daha az ses örneği ve aynı türden daha kalitesiz kayıtlar kullanılarak yapılmasının istenmesi durumuyla sık sık karşı karşıya gelinmiştir.

Bu da adli sesbilimcilerin neden konuşmacı karşılaştırma işinde konuşmacıyı kimliklendiren, kesin söylemlerden kaçındıklarını ve bunun yerine benzerlik ve olasılık içeren söylemlerle kanaatlerini bildiklerini açıklamaktadır. Bu söylemler de genellikle “aynı kişi olduğu kuvvetle mümkün ve muhtemel/ mümkün ve muhtemel… v.s.” gibi tanımlamalar içeren kanaat bildirir ölçeklerle somutlaştırılmıştır.

Son zamana kadar, aktif bir şekilde adli sesbilimle ilgilenen ve bu belgede imzası bulunan adli sesbilimciler olarak biz de kendi kanaatlerimizi bildirirken bu yöntemi kullanıyorduk. Fakat çok yakın bir zamanda bu tarz formüllendirmelerde ciddi mantık hataları olduğunu ve uzmanın ifadesine yanlış bir anlam yüklediğini fark ettik.

Savcı / Davacı Hatası

Konuyla ilgili farkındalık ilk olarak R-v- Doheney ve Adams’ın DNA temyiz davasına bakan bir mahkemenin (1996 EWCA Crim 728) kararında ortaya çıkmıştır. Davanın ilk görüşüldüğü mahkemede DNA kanıtı şu anda savcı ya da davacı hatası olarak tanımlanan bir uslama yöntemiyle sunulmuştur. Bu tarz bir uslama yöntemine örnek olarak şu verilebilir:

Olay yerinde DNA içeren bir leke bulunur. Bir milyonda sadece bir kişinin o lekeyle eşleşecek DNA’ya sahip olabileceği ölçülmüştür.
Davalının DNA profili olay yerinde bulunan lekeyle eşleşmektedir.
Bu nedenle, davalının lekeyi bırakmış olduğuna dair milyonda bir bir olasılık vardır.

(iii) numaralı uslama yanlıştır. Olayın doğru açıklaması şudur: milyonda bir kişinin DNA profili olay yerindeki lekeyle eşleşeceğine göre; 60 milyonluk Birleşik Krallık nüfusunda potansiyel 60 kişinin DNA profili lekeyle eşleşecektir. Sadece DNA kanıtı temel alınırsa olay yerindeki DNA örneğinin davalıdan gelmiş olma olasılığı milyonda bir değil atmışta birdir. Yani DNA örneğinin diğer 59 kişiden birine ait olma olasılığı eşit derecede mümkündür.

Doheney ve Adams davasında verilen karar, DNA kanıtının değerlendirilmesinde şu anda savcı ya da davacı hatası olarak tanımlanan uslama yönteminden kaçınılması gerektiğini ve mantık olarak doğru işleyen bir çerçeve içerisinde sunulması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu şekilde sunulduğunda; davadaki diğer kanıtların ışığında, DNA kanıtının önemini ya da belirleyiciliğini değerlendirmek jüriye kalmaktadır. Örneğin; eğer davalının olay tarihinde Birleşik Krallık’ ta olduğundan başka bir kanıt yoksa DNA’nın eşleşmiş olmasının bir önemi yoktur. Fakat eğer davalının suçu işlemesi için bir sebep varsa, kurban ve davalı arasında herhangi bir bağlantı olduğuna dair bir kanıt varsa ve davalı suçun işlendiği saatte olay yerine yakın bir yerlerde görüldüyse; Birleşik Krallık’ taki diğer 59 kişinin profille eşleşebilecek olması ihtimali önemini yitirmeye başlar.

Bu Yaklaşımın Adli Konuşmacı Karşılaştırmaya Uygulanabilirliği

Milyonda bir kişinin DNA profilinin eşleşmesi “rastlantısal ortaya çıkma oranı” olarak bilinir. Sesbilimciler konuşmayla ilgili özelliklerin çok azı için rastlantısal ortaya çıkma oranı hesaplayabilirler. İstisnalar ses perde boyu ve genişliği, konuşma hızı ve kekelemedir. Fakat olgu çalışmalarında incelenen ses ve konuşma özelliklerinin büyük bir çoğunluğunun toplum nüfusunda ne kadar sıklıkla görüldüğü bilinmemektedir. Bu da adli sesbilimcilerin birinci bölümde anlatılan sayısal olasılık terimleri yerine izlenimsel olasılık terimlerini kullanabilmelerinden kaynaklanmaktadır. Fakat aslında bir ses analiz uzmanı bu terimleri kullanarak aynı DNA inceleyen bilim adamlarının daha önce “Doheney ve Adams” davasında yaptıkları gibi kanıta yanlış anlam yüklemekte ve böylece savcı ya da davacı hatası olarak nitelendirilen yanlışa kendisi düşmektedir.

Daha net bir şekilde açıklayabilmek için şu örneği verelim: suç kaydında ve şüphelinin mukayese kaydında bulunan sesbilimsel özelliklerin tümü ayrıca 10 kişiyle daha benzeşiyor. Bu durum, suç kaydındaki kişinin bizim şüpheli şahsımız olduğu ihtimalini mümkün ya da muhtemel kılmaz. Tek başına sadece sesbilimsel analizi içeren kanıt, şüphelimizin olayla ilgisinin diğer geriye kalan 10 kişiden daha fazla mümkün ve muhtemel olduğunu göstermez.

Doğal olarak, Doheney ve Adams davası göz önüne alındığında şüphelinin “mümkün” ya da “muhtemel” ifadelerini kullanarak kayıttan sorumlu olduğunu söylemek kanunen kabul edilemez.

Sonuçları İfade Etmede Kullanılabilecek Yeni Çerçeve

Bu belgede imzası bulunan adli ses analiz uzmanlarının büyük bir çoğunluğunun bir araya gelerek oluşturduğu, sonuçları ifade etmede kullanılabilecek kavramları içeren çerçeve şu şekilde açıklanabilir:

4.1. Tutarlılık

İlk önce mukayese ve tetkik örnekleri, aynı konuşmacıya ait olup olmadıkları açısından değerlendirilir ve bu anlamda karşılaştırılabilirliği ya da tutarlılığı göz önüne alınarak bir karar verilir. Tutarlılık değerlendirilirken, gözlemlenebilir özelliklerin benzerlik veya farklılık dereceleri göz önüne alınacaktır. Örneklerin değerlendirilmesinde farklılıklar eğer akustik, sesbilimsel ya da dilbilimsel çeşitlilik modelleriyle (örneğin farklı kanal özelliklerine ilişkin, sosyodilbilimsel, psikolojik veya fiziksel faktörlerle) açıklanamıyorsa, uyumluluk derecelerine göre dikkate alınacaklardır. Örnekler arasında açıklanamayan anlamlı farklılıklar bulunuyorsa, aynı konuşmacının ürünü olmak bakımından tutarsızlık gösterdikleri şeklinde değerlendirileceklerdir. Bazı durumlarda tutarlılık konusunda herhangi bir karara varmak mümkün olmayabilir.

O zaman ilk karar verme sürecinin sonucu şu şekilde ifade edilebilir:

Tutarlılık Sonuçları: Tutarlı

Tutarsız

Tespit yok

4.2 Tutarlı Sonuç – Ayırt Edici Özellik

İki ses örneğinin aynı kişinin ürünü olmak bakımından tutarlılık gösterdiği kararı aslında gerçekten de aynı kişinin ürünü olduklarını göstermez. Eğer tutarlı sonucuna varmamızı sağlayan özelliklerin bir kısmı ayırt edici ya da nadir görülen bir özellik değilse, bu özellikler toplumun geriye kalan büyük bir kısmında da görülebilecek nitelikte demektir. Bu yüzden her iki örnekteki ayırt edici ortak özellikleri değerlendirmeye başlamak gerekmektedir. Ortak özelliklerin ayırt ediciliğiyle ilgili en uygun sınıflama aşağıdaki 5 ölçekli değerlendirmeyle yapılabilir:

Son derece ayırt edici
Çok ayırt edici
Ayırt edici
Kısmen ayırt edici
Ayırt edici değil

4.3 Tutarsız Sonuç

Örneklerin tutarsız olduğu durumlarda, bu örneklerin farklı kişilerin ürünü olduğuyla ilgili bir söylemde bulunmak mantıken yanlış olmaz. Verinin gerekliliğine uygun güven derecesiyle ifade edilebilir.

İstisna: Kapalı Grup Karşılaştırmaları

Birçok konuşmacı karşılaştırma davasında inceleme, tetkiki istenen konuşmacının ucu açık geniş bir konuşmacı topluluğundan herhangi biri olabileceği varsayımıyla yapılır. Fakat davaların çok az bir kısmında, bilinen kapalı bir grup konuşmacının konuşma sırasında orada bulunduğunu ve konuşmaya dahil olduğunu gösteren bağımsız bir kanıt vardır (gizli kamera gibi). Bu davalarda karşılaştırma işlemi daha çok kimin neyi söylediğiyle ilgilidir. Bu koşullarda, eğer sesler birbirinden tamamen ayrıysa açıklayıcı olması açısından kişilerin tanımlanmasıyla ilgili kesin söylemlerde bulunmanın sakıncası yoktur.

Benzerlik Oranı Yaklaşımları

Sonuç olarak konuşmacı karşılaştırmanın benzerlik oranı kullanılarak ele alınmasının istenildiğini prensipte kabul ediyoruz. Fakat şu anki bağlamda ilgili referans toplumu tanımlamakla ilgili problemlerin yanı sıra demografik veri yetersizliğinin de bu tarz bir yaklaşımla nicel uygulamaya engel olacağı kanaatindeyiz.

Bu zorluklar göz önüne alındığında, 4 numaralı başlık altında verdiğimiz çerçeveyi onaylıyoruz.

Çalışma Grubu Yazarları:

Prof Peter French J.P. French Associates ve York Üniversitesi Dilbilim Bölümü

Louisa Cawley J.P. French Associates ve York Üniversitesi Dilbilim Bölümü

Dr Gea de Jong Cambridge Üniversitesi Dilbilim Bölümü

Martin Duckworth Plymouth St Mark ve St John Koleji Konuşma ve Dil Terapisi

Bölümü

Dr Paul Foulkes York Üniversitesi Dilbilim Bölümü ve J.P. French Associates

Philip Harrison J.P. French Associates ve York Üniversitesi Dilbilim Bölümü

Toby Hudson Cambridge Üniversitesi Dilbilim Bölümü

Dr Kirsty McDougall Cambridge Üniversitesi Dilbilim Bölümü

Prof Francis Nolan Cambridge Üniversitesi Dilbilim Bölümü

Müşterek İmzalar

Martin Barry Manchester Üniversitesi Diller, Dilbilim ve Kültürler Okulu

Dr Zoe Butterfint East Anglia Üniversitesi Konuşma ve Dil Terapisi Bölümü

Dr Frantz Clermont J.P. French Associates

Prof John Haris London College Üniversitesi ve Forensic Research Associates

Allen Hirson Londra City Universitesi Dil ve İletişim Bilimi Bölümü

Dr Frederika Holmes Bağımsız Adli Sesbilimci ve Londra City Üniversitesi

Prof David Howard York Üniversitesi Elektronik Bölümü

Dr Ghada Khattab Newcastle Üniversitesi Konuşma ve Dil Bilimleri Bölümü

Dr Geoff Lindsey Forensiz Research Associates

Prof Michael K C Glasgow Üniversitesi İngiliz Dili Bölümü

MacMahon

Elizabeth McClelland Bağımsız Adli Sesbilimci, Konuşma ve Dil Örneklerinin Adli

Analizi

Dr Jane Seter Reading Üniversitesi Uygulamalı Dilbilim Bölümü

Marion Shirt Leeds Üniversitesi Dilbilim ve Sesbilim Bölümü (önceden)

Dr Linda Shockey Reading Üniversitesi Psikoloji ve Klinik Dil Çalışmaları Okulu

Dr Kate Storey-Whyte AudioLex

Dr Dominic Watt York Üniversitesi Dilbilim Bölümü ve JP French Associates

Burcu Önder J.P. French Associates

Görüntülenme: 779